Bazen ta ta takılıyorum


Bakkala gidip soruyorum, - bi bi bir ekmek a a alabilir miyim? Alabiliyorum.

Yoldan geçeni durdurup, - pa pa pardon sa sa saat kaç acaba? Soruyorum Saati söylüyorlar.

Telefon edip takılarak konuşuyorum. – A a A a A a Alo…. yanıt; alo buyrun…

Biraz abartıp kekeleyerek seminer vermeye kalkıştım. Yaklaşık kırk kişilik katılımcıya bir konuyu zaman zaman takılarak anlattım ve bir saat boyunca ilgilerini koruyarak başarılı bir konuşma yaptığımı düşünüyorum.

Ben kekeme değilim ancak öyle çok kekeleyen danışanım geliyor ki ben de onlardan takılmayı öğrendim. Konuşurken zaman zaman takılmayı, çok sevimli hatta eğlenceli bulmaya başladım. Bazen isteyerek bazen de kendiliğinden takılmalar yaşıyorum ve kendimi çok doğal hissediyorum. İnsanlar söylediklerimi anlayabiliyorlar, beni dinliyorlar ve sorunları takılsam da konuşarak çözebiliyorum.

Aileler bazen inanılmaz yüksek kaygıyla gelip yardım istiyorlar “çok kötüyüz biz mahfolduk çocuğumuz kekeliyor, ne yapacağımızı şaşırdık…” bazen de yetişkinler gelip yardım istiyorlar “kekemeliğim yüzünden hiç kimseyle konuşmak istemiyorum, arkadaş edinemiyorum, okulda sunum yapamıyorum, iş yerinde patronumla konuşamıyorum…” Kekemeliği bunca korkulacak, kaygı duyulacak, hayatı yaşamayı engelleyecek bir şey haline getiren ne?

Öyle bir toplumsal düzende yaşıyoruz ki nasıl söylediğimiz ne söylediğimizden daha önemli!! Saçlarını kimyasallarla boyamak, şık olmak için rahatsız ayakkabılara katlanmak gibi aslında hiç olmadığın biri gibi davranma modasının uzantısı bu durum. Kekeme olmamıza rağmen güzel konuşacağım, akıcı konuşmalıyım, bu çok önemli diye düşünerek kendi kendimize kaygılar yaratıp konuşmaktan vazgeçen kaç kişiyiz elini kaldırsın… Bir de zaman zaman takılmalar yaşayarak akıcılığınızın sekteye uğradığını düşünün, bu durumda kaygınız ne kadar artardı…

Kekemelik, nörolojik farktan kaynaklanan bir durumdur, genetik olarak aktarılır. Yani kişinin boyunun uzunluğu, gözlerinin rengi gibi tamamen kendine has bir durumdan bahsediyoruz. Bir hastalık değil, kusur değil, eksiklik değil… Akıcı konuşma denilen şey, bizlerin uydurduğu ve inandığı doğal olmayan bir gereklilik! Siz hiç duydunuz mu bir kuşun akıcı şakıyamaya çalıştığını, hey kedi tek nefeste üç miyav çıkarabilmelisin, haydi bakalım. Hayır, takılmalar yaşamak doğaldır ve bu durumu kabul etmek kişinin kendini kabul etmesinin bir parçasıdır. Bir çocuk takılmaya başladığında eğer anne ve baba durumu doğal kabul edebilirse çocuk da kendini böyle kabul edebilir. Ancak aile ve çevre bundan kaygı duyarsa çocuk da her takılmalar yaşadığında kaygı duymayı öğrenir. Öğrenilmiş tüm bu kaygılar da kekemeliği büyütüp bir sorun haline getirebilir. Başlarda ba ba bazen takılıp a a ama bununla ga gayet rahat ya ya yaşayabilecekken bu kaygılarla birlikte kaçınma davranışlarının da ortaya çıkmasıyla takılmalar artabilir, anlatıcının gerginliği dinleyiciye de yansıyıp iletişim kurmayı iyice güçleştirebilir.

Kekemelik bir hastalık değildir ve bunun yüzde yüz garantili çözümü, tedavisi de yoktur. Fakat başka bir haber de vereyim, bu durumu kişinin kontrol etmesi mümkündür. Kekemeliği kontrol altına alabilmek için pek çok teknik vardır ve birey bunları öğrenip uyguladığında istediği durumlarda akıcılığını yönetebilir. Bu kahverengi göz rengini beğenmeyip yeşil lens kullanmaya benzer. Olabilir, insanlar istedikleri renge saçlarını boyatabilirler olmak istedikleri gibi hareket edebilirler bunda da sorun yok. Ancak kaygıların üzerine teknikleri öğrenmek kişiye yardımcı olmayacaktır. Çok akıcı konuşmayı başarsa da her konuşmaya kalktığında ya kekelersem korkusu peşini bırakmadığı sürece bu sorundan kurtulmuş sayılmaz. Bu nedenle önce uzman bir dil ve konuşma terapistiyle duyarsızlaşmaya yönelik çalışmalar yapılmalı, (kişinin kaygılarının farkına varıp bunları aşabilmesi için terapistle ortak çalışacak şekilde psikolog desteği de alınabilir), daha sonra teknik uygulamasına geçmek gerekir. Bu ata binmeyi öğrenmeden önce attan düşmeyi öğrenmeye benzer. Böylece duygusal sağlamlık oluşmuş olur.

Dünyada ve Türkiye’deki pek çok kekeme bireyin anlaşılmaya, dinlenmeye ve kabul görmeye ihtiyacı var. “Ne söylediğin değerli benim için, nasıl söylediğin değil, seni dinliyorum ve söylediklerini önemsiyorum…” Bu mesajı hissettirin onlarla konuşurken. Ve bu yalnız kekeme bireylerin değil hepimizin ihtiyacı aslında…

12 görüntüleme

İLETİŞİME GEÇİN

ENT TIP MERKEZİ

incirli Cad. no97​​

Bakırköy

İstanbul

Telefon; 444 4 ENT (368)

e-randevu@ent.com.tr

GSM; +90 533 7445074

neseozturk@ent.com.tr

  • w-facebook
  • Beyaz Instagram Simge

Takip Et